Annemin tarhana defteri
Mutfak dolabının üst rafında duran, yağ lekeli bir defter… İçinde tariflerden çok, bir ailenin mevsimlerini taşıyor. Bu hafta o defterden bir sayfa açıyorum.
Bu köşe yazısı demo içeriktir; yazar uydurmadır ve yazı bir görüşü temsil etmez.
Annemin mutfak dolabının üst rafında, baharat kavanozlarının arkasında küçük bir defter durur. Kapağı yağ lekeleriyle kaplı, sayfaları sararmış, bazı yerleri un yapışmış. İçinde tarifler var ama aslında içinde bir ailenin mevsimleri var.
Defterin ilk sayfası tarhana. Annem her ağustos sonunda, domates ve biber bolken tarhanasını hazırlar, eylülün güneşinde kurutur, ekim gelince ilk çorbayı yapardı. Defterde ölçüler yok sayılır; ‘bir avuç’, ‘göz kararı’, ‘kıvamı gelince’ gibi notlar var.
Uzun yıllar bu belirsizliğe kızdım. Tarifi kendim denediğimde annemin çorbasının tadını tutturamıyordum. Sonra bir gün anladım: ‘Kıvamı gelince’ bir ölçü değil, bir dikkat çağrısıydı. Ocağın başında durmak, karıştırmak, bakmak, koklamak… Tarif buydu.
Bu hafta Sütunova’nın yaşam sayfasında sebzeli tarhana çorbasının ölçülü bir tarifi yayımlandı. Okuyun, deneyin. Ama sonra defteri kapatın ve kendi kıvamınızı bulun. Her mutfağın tarhanası biraz farklıdır, olmalıdır da.
Annemin defterini geçen yıl kızıma verdim. İlk sayfasına kendi notumu ekledim: ‘Acele etme. Çorba seni bekler.’ Belki bir gün o da kendi notunu ekler.